2 Haziran 2014 Pazartesi

Çocuğunuz Eşcinsel Olduğunu Söylese Tepkiniz Ne olurdu?





Yazıya başlamadan önce şunu da belirtmek isterim ki insanlara damdan düşer gibi böyle soruların sorulmasına bayılıyorum. Önyargılar katlanarak artıyor bu sayede. Bir sokak röportajı da görmedim ki öncesinde konuşarak başlasın. Czech Hunter var, o başka. Her neyse insanlar bütün önyargılarını kusuyorlar bu sorulara. Özellikle benim analiz etmek istediğim bir kaç spesifik nokta var.

Çok genel verilen yanıtlardan birisi "tedavi ettirmek". Şöyle bir durum sürekli olarak gözardı edilmekte; gerek 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından gerekse, 1990 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından - ve pek çok psikoloji, psikiyatri ve sağlık kuruluşu tarafından- eşcinsellik hastalık olmaktan çıkarıldı. Madem bunları bilmeyen bir kitle var, sokak röportajları ile halkın önyargısı pekiştirileceğine, bunların açıklanması gerekir. Kaldı ki insanlar okuyarak ve belki dinleyerek anlayabilirler. Değişen bir durum sonuçta. Buradaki tavrım röportaj yapılmasına değil tabii ki, görünürlük adına gerçekten çok sağlam bir adım bu. Ancak getirileri, götürülerini yok saymamalı. Sonuç olarak bir insan bu videoyu izlediğinde -sırf çevresindekilere "gösteriş" yapmak için türlü türlü "mizahi girişimler" içinde bulunuyor diye de olsa- kendini kötü, dışlanmış hissedebilir. Daha kötüsü, ailesinin de bu şekilde tepkiler verebileceğini düşünebilir.

İkinci olarak; 0.12-0.21 arasında verilen cevaba bakalım. Önce tedaviye koşma durumu yeniden. Tamam bir yerde "ilgi alanı" olmadığı için yapılmamış araştırmalardan kaynaklı bir yanılsama denilsin. Benim dikkati çekmek istediğim bundan sonraki kısım. "Çözümü olmayan bir durumdaysa, destek olurum." ifadesi bence ilk söylemden çok daha kötü bir durum. Madem destek olunmaya bu kadar niyet var, onca psikolojik baskıya ne hacet? Neden ilk olarak "evcilleştirme-adaptasyon" ikilisinden biri uygulamaya giriyor da direkt bir destek olmuyor? Aynı soru eşcinsel değil de heteroseksüel öznesiyle sorulduğunda alınacak cevapları merak etmemek çok zor benim için. Ötekini dışlama politikası, "kan bağına" bu kadar düşkün bir topluluk içinde bile bu duruma gelmişse; bazı zihniyetler değişmeli belki de.

0.22-0.33 arası çok sempatik bir dille söylenmiş olsa da, söylemin hatalı olduğunu belirtmeliyim. Cinsel yönelimlerin bir "karar" olup, kişi kontrolünde olmadığı günümüzde çok net kanıtlarla açığa çıkarılmış durumda. Buna rağmen sürekli olarak düşülen "sempati" hataları bireyleri yalnızlaştırabiliyor. Bu durumun gözardı edilmesinden doğan pek çok intihar girişimi bulunmakla beraber stereotipleşme de bunun bir yan etkisi benim gözümde. Birazdan o konuya da değineceğim. ( Mümkünse sonuç kısmında.)

0.34-0.47 arası ise bilinen en sempati içeren yanlış söylem benim için. " Benim de eşcinsel arkadaşlarım var." ifadesinden sonra LGBTİ bireylerden "bravo" bekleniyor genellikle. " Vay canına ne kadar açık görüşlü(!)" Ama bir noktada şunu da belirtmeliyim ki yine de kusulan önyargıların yanında bu gerçekten -bana göre- hafif kalıyor. Öte yandan şu da var, eşcinsel arkadaşlarınızın olması söylemlerinizin yapabileceklerini değiştirmiyor. En nihayetinde benim de heteroseksüel arkadaşlarım var, çok tatlı insanlar.

0.48-0.53 saniyeleri arasında yakaladığım bir nokta var. Neden önce üzülmek? Bir arkadaşım burada buna " Why so önyargı canısı?" diye bir tepki vermişti. Tabii ki her ebeveynin "kabullenmesi" gibi bir durum olmasa da, "kabullenmeyi" kabul etmiş biri olarak neden üzülmek? Öte yandan bir başka dikkat edilmesi gereken nokta da şu ki " Napcanız çocuğunuz sonuçta" ifadesi. Çocuğu olmasa yapabilecekleri kısmı meçhul. Bir düşünce noktası olarak şunu öneriyorum ki; nefret kusulan "diğer" bireyler de bir başkasının çocuğu.

0.54-0.57 arası konuşmaya tamamıyla duymamışım gibi davranmayı ne kadar istedim anlatamam. " Hatalı imalat" fabrikalaşmanın insan üzerindeki etkisini gösteren bir söylem bence. O kadar otomatiğe bağlanmış ki "ötekileştirdiklerini" hatalı durumunda görüp, kendi hatalarını yoksayan bireyler "üretim" çiftliği haline getirilen dünyada çoğunluk halini alıyor. Cinsel azınlıklar olarak bahsedilen bir kesimin azınlık olan hiçbir yanı yok tarafımca. Pek az olmayan bir kesimi, ötekileştirerek azınlıklaştırmaya, sindirmeye çalışmanın bana göre haklı kılınacak hiçbir tarafı yok. Burada daha önce de bahsettiğim çevreye yapılan "gösteriş" söz konusu. Çevreye yapılan gösteriş neyin gösterişi hiçbir zaman anlayamadığım bir tutum.

0.58-1.07 arasındaki insanın annesini öncelikle anlayamadım. Sonra tekrar tekrar dinledim ve vardığım sonuç yine öncesindeki gibi kendi "evladı" olmadığında önyargı kusmayı meşru kılmak oluyor. Ayrıca homoseksüel değil arkadaşlar. Orada ne kadar güzel eşcinsel, gey ya da lezbiyen söylemleri var.

1.08 de söylenilen söze çok güzel bir yorum gelmiş gerçi ancak ben açıklamalı konuşuyorum. Şöyle bir durum var neden cami avlusu? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim sanırım.

1.24-1.32 arasındaki konuşmayı izlemek istemedim itiraf etmeliyim. O iğrenmeyi görmekten bıkan insanlar var. Birincisi öyle "bir şey" olması ya da olmaması kontrol altında tutulabilecek bir "durum" değil. İnsanlar bunu seçiyormuş gibi davranmaktan vazgeçilene dek sanırım zihniyetler değişmeye başlamayacak. Milyon tane kanıt sunulmasına rağmen pek çok birey gösterilen kanıtları yok saymayı tercih ediyor.

1.48-1.53 arasındaki söylemler... Öncelikle kız yerine kadın denseydi keşke. Öte yandan, ilişkiye giren kişi kendi olmadıkça neden başkasının kiminle "ilişkiye" girmesi gerektiğini belirliyorlar buraya sorduklarım arasından hiçbir yanıt alamadım. " Benim çocuğum böyle yaparsa kendimi kötü hissederim" demek ne kadar doğru? Birey kendisi için yaşıyor -bence-. Öte yandan kiminle ilişkiye girdiğinin, mutlu olup olmadığından çok daha önemli olan bireylerin çocukları neler yaşıyor. Dünya çapında sırf böyle "zararsız" görünen söylemlere maruz kaldığı için kendilerini öldürmeyi deneyen bireylerin sayısı gün geçtikçe artmakta. Bir başka nokta da şu ki neden erkek üzerinden verilen örnekler kullanılıyor? Kadın eşcinselliğini görmezden gelmek ya da lezbiyen pornografisini yüceltmek varken, erkek eşcinsellik yerden yere vuruluyor. Buradaki tutum yalnızca homofobik bir tutum değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetçi de bir davranış.

2.13-2.14 arasındaki çok küçük görünen, hızlı geçilen, şaka içeren cümle... Bu soru eşcinsel yerine heteroseksüel öznesiyle sorulsaydı onu da döverler miydi? Ayrıca dövmek neden? Bu kadar şiddet mantıklı kararları etkiler. Sonuç olarak bir birey yalnızca eşcinsel olduğu için "birileri" tarafından dövülüyor. Heteroseksüel bir birey ise dövülmüyor. Heteroseksüellik de bir cinsel yönelim. Neden eşcinsellik öteki o zaman? Burası tamamen insanların üzerine kalan bir konu. Bir dizi araştırmadan sonra çok daha farklı bir bakış açısıyla bakan insanları bizzat tanıdım. (BABAM)

2.15-2.20 arası ise bahsettiğim gibi insanların incelememesinden kaynaklanıyor. Sonuç olarak pek çok dernek ve sağlık kuruluşu - yani "konunun uzmanı" olduğunu iddia eden bireyler. - tarafından hastalık kategorisinden çıkarılmış olmasına rağmen - ki insanların çoğu bu "konunun uzmanları"na inanır. Hiç olmazsa fikirleri kanıtlanmış verilerle desteklenir ya da çürütülür.- inatla kabul edilmiyor. Bir hastalık değil. İnanılan dine göre değişebilen bir olgu olan "üstün güç" tarafından gönderilmiş olsa bile, neden heteroseksüelliğin bir cinsel yönelim olduğu kabul edilmiyor?

2.28-2.31 arasındaki söylem o kadar büyük bir psikolojik baskı içeriyor ki. Tersine düşünce yöntemi ile gidersek, bir heteroseksüel bireyi hemcinsi ile "sevişme"ye zorlamak ne kadar mantıklı geliyor? Kişi mantığını sorgulamıyorum tabii ki ama söylemin ve psikolojik baskının bu denli yanlış olduğunu göstermek adına bu soruyu - ve önceki soruları - soruyorum.

Sonuç olarak bakıldığında pek çok "sempati" içeren söylem olmasına karşın, nefret söylemleri ağır basıyor.Nefret söylemleri hatta bazen o kadar ağırlaşıyor ki şiddeti "kaçınılmaz" kılıyor. Her şeyden önce internet tarayıcısına "eşcinsellik" yazıp aratıldığında çıkan "wikipedia" sayfası açılıp okunsa bu söylemlerin pek çoğu düzeltilebilir bence. Kişiler yargı hakkını kendinde görmeye devam ettikçe büyük ölçüde ve uzun vadede düzeltilemez yaralar açılmaya devam edecektir. Bireylerin "kişisel"ini deşme isteği insanlarda zirve yapma yolunda ilerliyor. Kişiler başkaları rahatsız olmasın diye kendini sansürlemek zorunda değildir. "Dualar Bobby İçin" adlı filmde çok güzel bir konuşma geçiyor sonuca bence çok uygun.

"Cemaatlerinizde Bobby gibi çocuklar var. Siz bilmeseniz de her "amin" dediğinizde, sizi dinleyen ve yakında duaları susacak olan çocuklar… Onların Tanrı'ya yakarışları yalnızca anlayış ve kabul görmek için, sevginizi hak etmek için; ama nefretiniz, korkunuz ve 'eşcinsellik' kelimesine karşı bilgisizliğiniz bir gün bu duaların susmasına neden olacak. Bu yüzden evinizde ya da ibadethanelerde "amin" demeden önce düşünün. Düşünün ve hatırlayın; bir çocuk sizi dinliyor…"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder